Kadın müftü nasıl olunur ?

Duru

New member
Bir Hikâyeyle Başlayalım: Taş Avluda Açılan Kapı

Bu hikâyeyi anlatırken hâlâ o taş avlunun serinliğini hatırlıyorum. Yaz sonuydu, gölgeler uzamıştı ve avlunun ortasındaki yaşlı çınar, sanki konuşulanları dinliyormuş gibi sessizdi. Sohbet, bir fincan çayla başladı; konu ise beklenmedik şekilde “kadın müftü nasıl olunur?” sorusuna geldi. Soruyu soran bendim ama cevabın bu kadar çok katmanı olacağını o an bilmiyordum. Forumlarda sıkça sorulan bu sorunun arkasında sadece bir meslek yolu değil, uzun bir tarih, toplumsal dönüşüm ve kişisel cesaret hikâyeleri vardı. Gelin, bu yolu bir hikâye üzerinden birlikte yürüyelim.

Yolun Başında: Zeynep’in Kararı

Hikâyenin merkezinde Zeynep var. Anadolu’nun orta büyüklükte bir şehrinde büyümüş, ilahiyat fakültesinde okuyan bir öğrenci. Zeynep’in karar anı, bir ders çıkışı koridorda yaşanıyor. Hocalarından biri, “Müftülük sadece fetva vermek değildir; toplumu dinlemek, anlamak ve yönlendirmektir” dediğinde, Zeynep’in zihninde bir kapı aralanıyor.

Aynı koridorda arkadaşı Murat da var. Murat daha çözüm odaklı, stratejik düşünen biri. Hemen soruyor: “Peki bunun yolu ne, hangi sınavlar, hangi kadrolar?” Zeynep ise aynı cümlede başka bir şeye takılıyor: “Toplumu dinlemek.” Onun için mesele sadece prosedür değil, temas etmek, insan hikâyelerini anlamak.

Bu ilk fark, hikâyenin tamamına yayılıyor. İkisi de aynı hedefe bakıyor ama farklı merceklerden.

Tarihsel Arka Plan: Sessizce Açılan Alanlar

Zeynep araştırmaya başladığında, kadınların dinî ilimler alanındaki tarihini keşfediyor. Erken İslam tarihinde hadis rivayet eden, fetva veren kadın âlimler olduğunu öğreniyor. Bu bilgi, ona yalnız olmadığını hissettiriyor. Kaynaklara daldıkça, modern dönemde Türkiye’de kadın vaizlerin, Kur’an kursu öğreticilerinin ve nihayet kadın müftü yardımcılarının nasıl ortaya çıktığını görüyor.

Murat ise tabloyu başka türlü okuyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevzuatını, sınav sistemlerini, kariyer basamaklarını çıkarıyor önüne. “Bak,” diyor Zeynep’e, “şu tarihten sonra kadınlar için bu kadrolar açılmış, şu sınavdan geçmek gerekiyor.” İkisi de haklı; biri zemini, diğeri haritayı tutuyor.

Bu noktada insan sormadan edemiyor: Bir kurum değişirken, onu asıl dönüştüren şey kurallar mı yoksa o kuralları dolduran insanlar mı?

Eğitim ve Sınavlar: Yol Haritası ve Yol Arkadaşlığı

Hikâye ilerledikçe, işin somut tarafı belirginleşiyor. İlahiyat fakültesi mezuniyeti, ardından Diyanet’in açtığı sınavlar, mülakatlar, yıllar süren vaizlik veya müftülükte uzmanlık süreçleri… Murat bu aşamaları adım adım planlıyor. Takvimler, notlar, stratejiler havada uçuşuyor.

Zeynep ise sahada öğreniyor. Vaaz verdiği bir mahallede, yaşlı bir kadının “Bizi ilk defa gerçekten dinleyen biri oldu” demesi, onun için bir dönüm noktası. Müftülük yolunun sadece akademik değil, ilişkisel bir yol olduğunu fark ediyor. İnsanların sorularını cevaplamak kadar, soruyu neden sorduklarını anlamak gerektiğini görüyor.

Forum diliyle sorarsak: Sınavları geçmek mi daha zor, yoksa insanların güvenini kazanmak mı?

Toplumsal Tepkiler: Aynalar ve Yansımalar

Zeynep’in yolculuğu alkışlarla ilerlemiyor. Kimi zaman “Kadından müftü mü olur?” sorusuyla, kimi zaman sessiz bakışlarla karşılaşıyor. Murat bu noktada yine çözüm arıyor: “Yetkinliğini göster, mevzuata bak, hak seninse alırsın.” Zeynep ise tepkilerin arkasındaki korkuyu ve alışkanlığı görüyor. İnsanların bildiklerini kaybetme endişesi, bilinmeyene duyulan mesafe…

Bu bölümde hikâye yavaşlıyor, derinleşiyor. Çünkü toplumsal dönüşüm, bireysel başarıdan daha ağır ilerliyor. Zeynep, her itirazı bir tartışma konusu değil, bir temas fırsatı olarak görüyor. Murat ise sistemin içinde kalmanın önemini hatırlatıyor.

Sizce bu iki yaklaşım birbirine rakip mi, yoksa tamamlayıcı mı?

Son Kapı: Atama Günü

Yıllar geçiyor. Bir sabah, Zeynep’in telefonu çalıyor. Resmî bir ses, sakin ama net: Ataması yapılmıştır. O an hikâye bir zirveye ulaşıyor ama bitmiyor. Çünkü müftü olmak bir son değil, yeni bir başlangıç.

Atama sonrası ilk gün, Zeynep odasında otururken Murat uğruyor. Artık o da sistemin başka bir noktasında görevli. Masanın üzerinde dosyalar, duvarda eski bir hat levhası var. İkisi de susup odaya bakıyor. Strateji ve empati, plan ve ilişki, aynı masada duruyor.

Hikâyeden Geriye Kalan Sorular

Bu hikâye, kadın müftü olmanın sadece “nasıl” sorusuna değil, “neden” sorusuna da cevap arıyor. Eğitim, sınav ve mevzuat kısmı net: İlahiyat eğitimi, Diyanet sınavları, yıllar süren mesleki deneyim. Ama asıl mesele, bu yolun topluma ne kattığı.

Kadın müftülerin varlığı, din hizmetlerinde hangi boşlukları dolduruyor? Erkeklerin stratejik bakışıyla kadınların ilişkisel yaklaşımı birleştiğinde nasıl bir kamu hizmeti ortaya çıkıyor? Ve en önemlisi, bu hikâyede siz kendinizi nereye koyuyorsunuz?

Kaynak Notu

Bu hikâye; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmî mevzuatı, ilahiyat fakültelerinin eğitim programları ve kadın din görevlilerinin deneyimlerine dair yapılmış akademik çalışmalardan (ör. Türkiye’de Din Hizmetlerinde Kadın, DİB Yayınları) ilham alınarak kurgulanmıştır. Gerçek kişi ve olaylarla birebir örtüşme iddiası yoktur; ancak anlatılan süreçler gerçektir.

Forumun doğası gereği, bu hikâye burada bitmiyor. Sizce bir gün bu soruyu sormaya gerek kalmayacak mı? Yoksa her kuşak kendi “taş avlusunda” bu kapıyı yeniden mi aralayacak?